Emirdağ ilçesinde İstiklal Marşı'nın Kabulü Ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Programı düzenlendi.
Emirdağ Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu personel ve öğrencilerince hazırlanan program 12 Mart 2010 Cuma günü Emirdağ Anadolu Öğretmen Lisesi Konferans salonunda gerçekleştirildi.
Hazırlanan programa Emirdağ Kaymakamı Zekeriya Güney, Belediye Başkanı Cengiz Pala, daire amirleri, okul müdürleri, öğrenci velileri katıldı.
Saygı duruşu yapılıp, İstiklal Marşımızın söylenilmesi ile başlayan programda;
Mehmet Akif Ersoy’un hayatı ve kişiliği hakkındaki konuşmayı Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Türkçe Dersi Öğretmeni Veysel Akdeniz yaptı. Akdeniz Konuşmasında;
” 1873 yılında, İstanbul’un Sarıgüzel semtinde dünyaya gelir. Babası Tahir Efendi, annesi Emine Şerife Hanım’dır. Tahir Efendi yeni doğan oğluna Ebced hesabı ile doğum yılını içine alan Ragıf adını koyar. Ama bu isim Akif olarak benimsenir.
Akif o günün geleneğine uyularak 4.5 yaşlarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebine başlar. Fatih Merkez Ortaokulu’nu bitir.Daha sonra Mekteb-Mülkiye’ nin lise bölümüne girer.Mülkiyenin idadi bölümünü bitirince, okuldan ayrılıp Baytar Mektebine girer.1893 yılında İsmet Hanımla evlenir ve üç kızı iki oğlu olur.
Mezun olunca Tarım Bakanlığı’nda çalışmaya başlar. Memuriyeti boyunca Rumeli’de, Anadolu’da, Arabistan’ da bulunur.Bu yıllarda halkı yaşantılarını ve devlet durumunu bir bilim adamı gözü ile yakından inceler. Memuriyetinin yanında Edebiyat Öğretmenliği yapar. İyi derece Arapça, Farsça ve Fransızca bilir.
Akif 1908’den sonra beliren İslamcılık akınının temsilcisi olur.İslamın nasıl algılanması gerektiğini anlatır.
Akif eserlerinde halka seslenir. Özellikle Asım bölümünde kendi oğluna seslenir gibi görünse de asıl amacı gençlere seslenmektir. Onlardan “ Asımın nesli” diye bahseder.
Batının medeniyet maskesi Çanakkale Savaşı’nda yırtılmıştır, gerçek yüzü görünmüştür. Çanakkale Savaşı 1.Dünya Savaşı’nın dönüm noktası olur. “Çanakkale geçilmez.” sözü tarihe yazılır.
Akif zaferin haberini öğrendiğinde hıçkırıkla bir köşeye çekilir. İşte Çanakkale’ye layık o büyük destan, hıçkırıklar içinde meydana gelir.
İzmir’in işgali üzerine Balıkesir’e gidip Zağnos Paşa Camisinde yaptığı konuşmalarla halkı direnmeye çağırır.
Akif, Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gitmiş, üniversitede profesörlük yapmış ve Selahaddin Eyyubi isimli manzum eserini hazırlamak için çalışmalarını sürdürmüştür.
Akif Mısır’da yaşadığı yıllarda siroz olur. Hastalığı ağırlaşınca 1936’da İstanbul’a geri gelir. Mısır’dan döndüğü gün “Ne mutlu ki bana, peygamberimin yaşında öleceğim” der Hastaneye yatar tedavi görür. Ama hastalığının ilerlemesi durdurulamaz.
1936 yılının Aralık ayı , günlerden Pazar akşam saat 19:45, hürriyete aşkı ruhu, yorgun ve bitkin bedeninden kurtulur ve bu özgür ruh aramızdan ayrılarak ebedi aleme göç eder.
İstiklal Marşının Kabulü ile ilgili konuşmayı Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Türkçe Dersi Öğretmeni Zehra
Demiroğlu yaptı. Demiroğlu konuşmasında;
” İSTİKLAL MARŞI
Bir milletin ağlayan sesi …
Askerlerin çağlayan naraları …
Cephelerden gelen top sesleri …
Bir ülkenin kurtuluş mücadelesi : İstiklal Marşı
Düzenli ordunun kurulması, yapılan kongreler Kurtuluş Savaşı’na hazırlıktır. Ve kurtuluş mücadelesi beklenildiği gibi başlar. 1. İnönü Muharebesi zaferle sonuçlanır ve bu zafer halkın moralini yerine getirir.
Muharebenin kazanılmasının ardından Garp Cephesi Kurmay Başkanı İsmet Paşa ile Maarif Nazırı vekili Dr. Rıza Nur’un kendi aralarında yaptıkları bir görüşmede İsmet Paşa askeri şevklendirmek için bir milli marşın yazılması gerektiğini söyler. Dr. Rıza Nur da bu fikre katılır.
Bu konuda bir şiir yarışmasının yapılması hakkında anlaşırlar.
7 Kasım 1920 tarihli Hakimiyet-i Milliye’de , milli marş olarak bir şiirin seçileceği, bunun için de güfte ve beste yarışmasının yapılacağı ilanı çıkar.
Beste ve güfte için 500 Lira ödül verilecektir.
İstenilen tek şart güftenin milli mücadeleyi yansıtmasıdır.
Beste yarışması ise daha sonra yapılacaktır.
724 şiir bu yarışmaya katılır. 6 ay içinde de 6 şiir elemeye kalır.
Yarışmaya katılan şiirler genellikle Türk-Yunan savaşını dile getiriyor ve milli mücadelenin ruhunu, acısını, yaşanılanları anlatmıyordur. Bunun için de şiirler edebiyat heyeti tarafından beğenilmez.
Dr. Rıza Nur’un yerine yeni atanan Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver de bu şiirlerden hiçbirini milli mücadeleyi anlatan bir şiir olarak görmez.
Hamdullah Suphi Tanrıöver in kafasında bu şiiri yazabilecek tek bir isim vardır: Mehmet Akif
Çünkü Akif’in edebi kişiliği yüksektir. Balkan Harbi sırasında camii kürsülerinden halka seslenen, ateşli vaazları ile halka, vatan topraklarına sahip çıkılmasını anlatan ve:
“Sahipsiz olan memleketin batması haktır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
İş bitti, sebatın sonu yoktur! Deme, yılma.
Ey millet-i merhume, sakın ye’se kapılma” diyen O’dur.
Çünkü Mehmet Akif o senelerde İstiklal Marşının ilk kıtasına bilmeden hazırlık da yapmıştır:Milli mücadeleyi ruhunda hisseden Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nın ilk kıtasında da “Korkma!” diyerek seslenecekti Türk Milletine.
Ancak Mehmet Akif, marşın mükaafatlı olmasından dolayı müsabakaya katılmamıştır.
Hamdullah Suphi, Mehmet Akif e mektup yazıp, kendisi için sakıncalı gördüğü konularda güvence verdikten sonra Mehmet Akif, 48 saat gibi kısa bir sürede marşın güftesini yazıp imzasız olarak gönderir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Mart 1921 tarihli toplantısında okunan bu şiir, 12 Mart 1921 tarihli toplantıda da ulusal marş olarak kabul edilir.
İstiklal Marşını, meclis kürsüsünde, gür sesiyle Hamdullah Suphi okumuştur.
Marş, meclis üyelerinin şiddetli ve heyecanlı tezahüratına vesile olmuş, salon alkış sesleriyle dolmuştur.
İstiklal Marşı, ümit ve cesaret şiiridir. İlk mısrada başlayan bu özellik, şiirin sonuna kadar dozu arttırarak devam eder. Ve nihayet Türk milletini kayıtsız şartsız zafere ulaştırır. Kıtalar arasındaki duygu bağlantısı çok kuvvetli ve istikrarlıdır. Cephedeki askerin zaferden emin psikolojisi, marşın duygu yönünü meydana getirir.
Türk milleti, Akif ve marşımızla beraber “ tok bir ses ” olmuştur. Hürriyetini ve karakterini dünyaya haykırır.
Artık Allah’tan tek bir dileğimiz vardır: Cennet kadar güzel vatanımızdan ayrı düşmemek.
O, öyle kıymetli bir vatandır ki; her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Kurtuluşu için savaşan; kocasını, babasını, kardeşini hiç düşünmeden güle oynaya cepheye gönderen Türk kadınının vatanıdır.
Bazı kelime ve mısralardan da anlaşılabileceği üzere, o tarihte henüz İstiklal Savaşı kazanılmamıştır. Türk ordusu bu şiir yazıldıktan bir yıl sonra, askeri deha Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 26 Ağustos 1922 sabahı Büyük Taarruz’a geçecek ve vatanımızı düşman işgalinden kurtaracaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 12 Mart 1921 tarihinde, dört defa ayakta dinleyerek İstiklal Marşı olarak kabul ettiği bu şiir, o yılların kutsal ve heyecanlı havası ile doludur. Şiiri söyleyen Akif olmakla beraber, aslında o, kendi beni ile birleştirdiği Türk Milletinin duygu ve inancını dile getirir.
Akif, vatanına ve milletine olan hassasiyetini, hasta yatağında yapılan röportajda da gösterir:
-Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?
Sorusu üzerine
Akif yorgun ve hasta bir halde başını kaldırır ve sert bir cevap verir.
-Allah bu millete , bir daha istiklal marşı yazdırmasın. Der.
Değerli şairimiz, abide insan Mehmet Akif’in bu temennisine yürekten iştirak ederek, milletimizin bir daha böyle zor günler yaşamamasını diliyor; kendisini, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun silah arkadaşlarını minnetle, şükranla anıyoruz."dedi.
Çanakkale Türküsü ve İstiklal Marşı oratoryosundan sonra ilçe genelinde düzenlenen resim, şiir ve kompozisyon dallarına düzenlenen yarışmada dereceye giren öğrencilere ödüllerinin verilmesi ile program tamamlandı.